BAYILTAN ALIŞVERİŞLER

BAYILTAN ALIŞVERİŞLER

Mağazadasınız, bir pantolon denediniz, pek de kafanıza yatmadı. Tezgahtar, yüzünde pişkin bir ifadeyle:
– Çok yakışmıştı bu pantolon size, diyor.
Diyor da, aslında ne demek istiyor?
Bir, siz, kendinize neyin yakışıp yakışmadığını bilmiyorsunuz.
İki, size yakışana ben karar verebilirim.
Üç, ben yakıştırdım ya, bu almanız için yeterli bir sebep.
Dört, boşver, laf olsun diye söyledim.
Beş, (bunu diğerlerine tercih ederim) farklı zevklerimiz var. Ben olsam bunu seçerdim.
Bir başka pantolonu alıp almamanız ve hatta tezgahtarın sağlık durumu hangi yoruma meylettiğinize bağlı artık.

Bu defa bir ayakkabıcıdasınız. Çok beğendiğiniz bir ayakkabıyı denediniz ve beğendiğiniz için yukarıdaki beyin jimnastiğini yapmak zorunda kalmadınız. Mesut bir alışveriş yapmak üzere sanıyorsunuz kendinizi. Ama sürpriz kapıda. Fiyatını sorduğunuzda adam size bir güzellik yapıyor ve:
– Sizin için şu kadar lira olur, deyiveriyor.
Gel de çık işin içinden. Zihninizin tümünü tarıyorsunuz, daha önce format atılmış bölümlerine varıncaya kadar karıştırıyorsunuz ama adamı çıkaramıyorsunuz bir türlü. Dayanamayıp soruyorsunuz nereden tanıştığınızı, bir yandan adamın gırtlağına sarılmayı içinizden geçirirken. Sizi, sizin onu tanımadığınız gibi, tanımadığını söylüyor ama bu jesti sizi sevdiği için yapmış olduğunu sıkıştırıyor laf kalabalığının arasına. Bildiğiniz tüm sevimsiz sözcükler nümayiş yapıyor beyninizde, içinden bir ikisini seçip dükkanda bırakıp çıkıyorsunuz.

Evde ya da işyerindesiniz, kapıdan satış dedikleri yöntemle kafanızı ütülemeye çalışan, iyi giyimli, sevimli(!) misafirleriniz var. Sattıkları ürüne, değil para vermek, bedava verseler almaya niyetiniz yok. Ama bunu anlatabilme beceriniz de yok. Aslında nasıl anlatılır çok iyi biliyorsunuz da şimdilik böyle bir şeye gerek duymuyorsunuz.

Böyle bir ürüne ihtiyacınız olmadığını, boş yere vakit kaybetmemelerini söylüyorsunuz, aslında size ayıracak vaktim yok demek isterken. Ama anlatamıyor olacaksınız ki derdinizi,
– Efendim alıp almamanız hiç önemli değil, ürünü size tanıtalım sonra karar verin, diyorlar.
Ve bunu söyler söylemez zembereği boşanmış bir halde ütüye başlıyorlar. Araya girip bu işi artık bitirmek istiyorsunuz ama nafile. Ok yaydan çıkmış bir kere.
Ürünü tanıtmak için kurdukları her cümle, beyninize ulaşırken kat ettiği yolda size yönelik hakaret cümlelerine dönüşüyor ve etrafınızdaki sert cisimleri gözden geçirmeye başlıyorsunuz.

Bir de bana hırsız yerine konduğumu düşündüren bazı işyerleri var. Şehirlerin en ayak altındaki yerlerinde konuşlanmış ve acıkan herkesi potansiyel hırsız gibi görüp ona göre önlemler alan lokantalardan söz ediyorum. Bir döner ve bir ayran alacaksınız ama,
– Önce parasını öde kardeşim diyorlar. Parayı ödediğini gösteren fişi bana getir, döneri ve ayranı o zaman alabilirsin.
Param var kardeşim, hemen şu masada, gözünün önünde yiyeyim ödeyeceğim paranı, desen olmaz. Ya yapılan hırsız muamelesini sineye çekip yiyeceksin orada, yada okkalı bir küfür savurup kapıya yöneleceksin.
Şehirleri, şehirde yaşamayı seviyorum ama şehirlerin bu ruhsuz, duygusuz uzantılarını sevmiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.