BAZI EVLİLİKLERE DAİR

BAZI EVLİLİKLERE DAİR

İnsanlar nasıl da kendi dünyaları dışında yaşananlara meraklılar. Ne kolay şey başkalarının yaşamlarını izleyip yorumlamak. Ne kadar kolay. Ama kendi yaşamını sorgulamak, sorgudan sonra elde ettiklerini yorumlamak öyle mi ya. Yürek ister bunu yapmaya.

Karının derdi, koca değildir, komşu kadınla sidik yarıştırmaktır. Kocanın amacı da, arkadaşlarının yanında yeterince fodul davranabilmektir. Kelliği görünmesin yeter. Aynı kapıdan girilir eve, birlikte girmemeye özen gösterilerek. Birlikte girilmez çünkü, beklenen özlenen insan değildir biri diğeri için. Aynı yere götüren alışkanlıklar, zorunluluklar vardır her ikisini de. Birlikte mümkün olan en az zaman geçirilir.

Aynı odada oturulur, salona ise el aleme karşı geçilir. Hayatında en saygıdeğer olması gereken varlığa, eşine, en paçavra kıyafetlerle arz-ı endam edilir. Ev halidir nasıl olsa yaşanan. Çizgili bir pijama vardır adamın üzerinde, biraz da eskimiş. Kadın da en sevmediği, iş için ayırdığı solmuş eteği ve aslında sevdiği halde çamaşır suyu lekesi olduğu için artık dışarıda giyemediği gömleği giyer. Yabancı yoktur, ev halidir ya nasıl olsa. Konuşmalar, ilginin başka yerlerde olduğunu kanıtlar her sözün ardından. Ama beraber oturmaktan vazgeçilmez. Birlikte sahip olunan her maddi unsur, gurur kaynağıdır beraberliğin. Ve garip bir şekilde bunların her biri bir duygu karşılığında satın alınır. Aşkı verip bir ev alırsın mesela. Yada içindeki özlemle iyi bir araba takas edilmiştir. Mutluluk budur artık. Yanındaki erkek, yada kadın değildir dünyadan beklediği insanın. Oysa erkek kadından beklediklerini, kadın da erkekten beklediklerini çok iyi bilmektedir. Ama rafa kaldırılmıştır bütün bunlar şimdilik. Başka imgeler o beklentileri karşılamaya çalışmaktadır. Her ikisi de bilir bunu ama birbirinden ve herkesten saklar durur hep. Birbirine ve etrafa karşı dudaklardan canım, hayatım, aşkım ile başlayan cümleler dökülüverir en sıradanından, en anlamından uzaklaşmış olanından. Çoğunlukla da bu kelimelerle başlayan cümleler istek cümleleri, kaçış cümleleri olur. Bilinir ama aldırmamak gerekir buna.

Aynı konular konuşulur birlikteyken. Konuşulur konuşulmasına da, konuşulan hep üst komşunun yazlığı, yan komşunun kızının erkek arkadaşı, bir diğerinin yeni bir araba alacak parayı nereden bulduğu olur, çok gizlenmeyen bir kıskançlıkla. Akrabalardan azıcık dikbaşlı olan birinin, neden adam olamadığı olur konu bazı akşamlar. Adam olmak tarif edilir uzun uzun. “Adam” olmanın çıplaklığına, yalınlığına, paralar pullar giydirilmektedir onlara göre. Oysa adam olmak çok çıplaktır. İçsel bir donanımla adam olunacağını bilmeden geçmektedir ömürleri, ama yine de giydirilmiş bir adam tarifleri her zaman vardır. İşte bu tarif yüzünden kendilerini de adam sanmaktadırlar ya.

Aynı masada yemek yenir. Ama en iyi yemek misafir geleceğinde yapılır. Salondaki masa, ev halkına yasaktır. Mutfak masası neyine yetmez evdekilerin. Alelacele yenir yemekler, yemekte konuşmak bir yandan ayıplanarak. Yemek hemen yenmeli ve işler düzene konmalıdır çünkü.

Aynı yatakta yatılır. Hayatın en paylaşıldığı yerdir belki orası. Paylaşılır her şey, ama zaman zaman herkes başka bir bedene sarılır sanki. Aynı bedende başka bedenlerdeki tatlar aranır, kimi gerçek kimi yalan sevişmelerde. O andır yaşanan, o andır paylaşılan ama bu her zaman anlaşılmaz.

Bütün bunlara rağmen yaşananın bir adı vardır, bu ad korunmalıdır. Sorgulanmaz olmuştur belki de yaşananlar, sorgulanmaktan korkulur olmuştur ya da. Ama başkaları sorgulanabilir. Başkaları yargılanabilir. Herkes saftır ya, kendisi en ideal olanı yaşıyor sanılıyor ya, başkası çok kolay değerlendirilebilir, o küçücük beyinle. Anlamaz, anlayamaz kendi dışında olabilecekleri, yaşanabilecekleri. Benzetiverir hiçbir benzetme yapabilecek durumda olmadığına aldırmadan. Yüreği yoktur kendi yaşadıklarını sorgulamaya, başkasının dünyasına dalıverir. O kolaydır, düşünmeyi gerektirmez.


Kurduğun bütün o uzun cümleleri yırtıp yırtıp doldur,
Burada kalacakların debelenecekleri döşeklere.
Saman cümlelerle dolu döşeklerin emniyetli kucağına
İhtiyacı var kalıcı olanların.
Çok kullanılmış cümlelerin güvenliğine ihtiyacı var
Bu dünyaya yatıya gelenlerin.


Bütün bu bilmeleri, arsız yağmacılar için bırak geride.
Baksana, keyifleniyorlar, rahat ediyorlar bilince.
Bildiklerinden bahsettikçe mühim şeyler oluyor sanıyorlar
Yeryüzünde.
Ece TEMELKURAN’ın bu dizeleri de adeta bu tipleri tarif ediyor. Onları anlatıyor sanki. “Arsız yağmacı” benzetmesi çok da uygun böylelerine. Tam onlara göre hatta.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.