BİR AKDENİZ HAYALİ

BİR AKDENİZ HAYALİ

Bir ulu zeytin ağacının dallarını, merakla, olan biteni görmek istercesine odanın batıya bakan, beyaz perdeli penceresinden içeri uzatmaya çalıştığı anın ve aynı pencereden süzülen akşam güneşine ait olduğu çok belli olan ışığın düşündürdükleri, anlatacaklarım.

Zaman olmaz o anda. Orada perdeyi kapatmak, gizlenmek de gerekmez. Orada güneşin ve bahçedeki çiçeklerin rengi vurur her yere. Zeytinin yeşili, güneşin kızılına bulanır. Beyaz bulutlarla, artık kızıllaşmaya yüz tutmuş mavi gökyüzü dans eder o vakit. Gölgeler uzar akşamla birlikte ama bize ulaşmaz.

Serin bir rüzgar, o bahar ikindisinin kalp atışlarını yüzümüzde hissettirir. Zaman olmaz orada, evet. Zaman olmaz. Güneş tam denizin üzerine gelip demir atar. Biz isteyinceye kadar o vakit yaşanır, biz tamam deyince güneş denize batar ve akşam olur.

Ve sonra, biz istemedikçe, sabah olmaz ve yeniden doğmaz güneş. Doğmasını istediğimizde dağların ardından çıkarır başını, çamların kokusunu, zeytinlerin yeşiline bulayıp önüne katar ve bize getirir. Bazen de limon çiçeğinin kokusunu karıştırır bu güzelliğe.

Martılar, balığa pike yapar, yapar da bizim payımıza yosun kokusu düşer. Bir yandan yosun kokar işte Akdeniz, bir yandan kekik. Kekiği serçeler mi getirir, bilinmez. Ama gelir işte kokusu.

Uzaklardan defne, balık ve rakı kokuları arz-ı endam eder, vakit biraz daha ilerleyince. Bir dertli ses şarkılar söyler, en içlisinden. Şarkı mı içinde bir yarayı kanatır, yoksa bu dertli ses mi, anlaşılmaz.

Kanayan yaralarını savurup gökyüzüne, hüznü de denize atınca tamamdır. Akdeniz’de akşam, yaşamaya değer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.