ESKİ SOKAKLAR

ESKİ SOKAKLAR

Bir şehirde eski evlerin bulunduğu sokaklardan geçerken neler düşünürsünüz, hiç düşündünüz mü?

Sadece geçip gider misiniz, yoksa o evler, o sokaktaki köhnemiş görüntü sizi bir zaman tünelinden sessiz sedasız geçirip bambaşka bir yere mi götürür?

Ben sadece geçip gidemem o sokaklardan. Geçmeye çalışırım ama gidemem. Hiç görmediğim tanımadığım insanların Arnavut kaldırımı yollardaki ayak izlerini ararım. Kimi aheste salınmıştır bu taşların üzerinde kimi de koşar adım bırakmıştır bu ayak izlerini.

Birisi sokağın en gösterişli evinin ağır, devasa ahşap kapısına yöneltmiştir adımlarını, bir başkası başını eğerek çıktığı alçak kapıdan umuda yolculuğa yelken açmıştır.

Tahta kepenkleri yağmur ve güneşten kapkara olmuş, kanatları sarkmış bu pencerelerin ardında yaşanan hayatlar geçer gözlerimin önünden. Yüksek ahşap tavanlı odaların dört duvarı arasında yaşananları düşünürüm.

Hemen sokağın başında ayakta durmaya çalışan evin şimdi kırık dökük görünen cumbasından saatler boyunca yolu gözleyen kaç çift göz yaşadı o günlerden bu zamana, kim bilir.

Kimleri bekledi, kimleri aradı o gözler? Özlemle beklenenler beklendiklerinden haberdar geçtilerse oradan, nasıl heyecanlara tanıklık etmiştir bu sokaklar? Kaç yüreğin telaşlı çarpıntısının sesleri yankılanmıştır iki yanı kuşatmış taş duvarlı binaların sıralandığı bu sokakta?

Metal menteşenin üzerinde gıcırdayarak açılan bu kocaman kapılar, hep özlemi ve sıcaklığı içeri alırmış gibi düşünürüm önlerinden geçerken. O zamanlar her mevsim serin rüzgarlar esermiş de, açık pencerelerin derme çatma perdeleri efil efil oynaşırmış gibi gelir bana.

Kapının önünde oynamaya başlayan ama yavaş yavaş mahalleye yayılıp uzaklaşan çocuklarına pencereden bağıran annelerin sesleri gelir sanki kulağıma. Ya da arkasından gönderilen ablanın kardeşini çağıran kızgın sesi. Zoraki eve getirilmeye çalışılan oğlan çocuğunun ağlamaklı yüz ifadesinden gölgeler düşer sokaktaki taşların üzerine.

Sıcak yaz günlerinin akşam üzerlerinde çocukların sokakta toza toprağa bulanan eli ayağı yıkanmıştır taş avluda. Islak ayaklarının tahta merdivende bıraktığı izlere bakarak yukarı çıkarken, mutfaktan gelen yemek kokuları içini ısıtmıştır o zamanki çocukların. Yorgun ama mutlu yüzlerin yemek sonrası düşleriyle dolmuştur perdeleri çekilmiş odalar.

Kim bilir kaç tanesi, sabah uyanır uyanmaz sokaktaki oyuna kaçmak için evin merdivenlerinden inerken, ahşap tırabzandan kayıp annelerinin yüreğini ağzına getirmiştir?

Yaşanmıştır o zamanlar bu evlerde, bu sokaklarda. Yaşam mekanıdır o günlerin. Çocukluk da, yetişkinlik de yaşanmıştır buralarda. Tadıyla hem de.

Bugün bu evlerde mecburen oturuyor insanlar. Daha iyisi için imkanları olmadığı için oturuyor.

Bu evlerin mutlu ve memnun eski sakinleri bir gün evlerinin beğenilmez hatta yaşanılmaz hale geleceğini tahmin ederler miydi sizce?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.