EYLÜLDEN SONRASI NİSAN

EYLÜLDEN SONRASI NİSAN

Eylülün ortalarında bir akşamüzeri… Tam bir sonbahar havası İstanbul’da. Hafif, belli belirsiz bir serinlik, neredeyse artık üşütmeye meyleden bir rüzgar eşliğinde adımladığım kaldırımlar…

İçimde bir heyecan, bir mutluluk sormayın. Ama adımlarım inadına aheste. Adımlarım sonbaharın tadını çıkarmamı istiyor telaşlarıma, heyecanlarıma aldırmadan.

Yüksek taş duvarlarına işlenmiş motiflerle kimbilir kaçıncı sonbaharını yaşayan binaların, o binaların önünde uzanan sokakların gürültülü telaşından heyecanından çok farklı içimdeki heyecan. Denize uzanan sokağı, rengarenk, herbirinin içinde başka başka heyecanlar, telaşlar taşıyan arabalarla dolu geniş bir cadde bitiriyor. Caddeden sonrası deniz… Denizde irili ufaklı gemiler… Kimi demir atmış, kimi demir atacağı yere ilerlemekte. Uzaktalar, içindekiler görünmüyor, ama olsun, telaşlar, heyecanlar, mutluluklar, kim bilir belki de hüzünler, kederler uçuşuyordur tayfaların köhne kamaralarında.

Sonbahar… Hüznün mevsimi, hazan mevsimi diye bilinir öyle değil mi? Ama bugün öyle değil işte. Dünden kalma bir rahatlık, yarına sari bir mutluluk var bugün.

Mutluluğun yarına sirayeti, kalbe sığmayan, tarifi mümkün olmayan bir güzelliğe dair. Bu anda hayal dahi olsa, bildiğim varlığıyla, hayal olarak kalmayacağına dair inancımla yarınlara sirayet eden bir mutluluk.

Soğuk kış günleri hüküm sürerken, bir güneş belirir bulutsuz gökyüzünde bir gün hani. Pırıl pırıl, sıcacık. Evin geniş penceresinin perdeleri aralanıp camın önüne elde bir bardak çayla oturulur ya. Hani içiniz, ilikleriniz kışı, soğuğu unutur da camdan dolan güneşle alabildiğine ısınır ya. Öyle bir güzellik işte anlatmaya çalıştığım.

Eylülün ortasında bir akşamüzerinde bahar çiçeklerinin açması çok anlaşılır, izahı pek kolay değil belki. Ama işte herkes yaşadığını bilir derler ya, anlatmak böyle zor olsa da yaşamak güzel.

Sarmak ister kollar, sardığını bağrına basmak, içine doldurmak ister. Düşü döşünde bulunca her mevsim bahar, her gün aydınlık bir gündüz olur. Sararıp dökülen yapraklar düşmez yere, her biri taze bir filiz olur açar dallarda. Bir sıcaklığı, bir güzel kokuyu sarar kollar. Bağrına bastıkça sardığını, buram buram mutluluk yükselir gökyüzüne.

Kış değil gelen, bakma sen bu serin rüzgarın, bulutlanan gökyüzünün oyunlarına, eylülden sonrası hemen nisan.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.