GÜN OLDU, ALIP BAŞIMI GİTTİM

GÜN OLDU, ALIP BAŞIMI GİTTİM

Sırtını yasladığı karlı dağlara inat oldukça zayıf görünüyordu yılların yorgunluğunu her yanıyla ortaya koyan ev. Hemen ardında başlayan ormanın nimetlerinden faydalanılarak yapılan boyasız kapısı ve penceresiyle ortama mükemmel bir şekilde uyum sağlıyor ve bakımsızlığını ustalıkla gizlemeyi başarıyordu. Çatının paslanmış sacları, çevresindeki kış renkleriyle son derece uyumlu bir görünüm sergilerken, sofanın önüne gerilen ipe kuruması için serilmiş oyalı bir yazma, canlı görünümü ile manzaranın en dikkat çekici nesnesi konumundaydı.

Tüm yıpranmışlığına karşın sıcacık görünen evin yan cephesinde, merdivenin arkasında kalan kısımda boylu boyunca uzanan ve üzeri atık tenekelerle kapanmış odunlukta yanmak için sıra bekleyen, hepsi bir boyda kesilerek özenle dizilmiş çam ve ardıç dalları manzarayı tamamlayan hatta benzersiz hale getiren en önemli unsur sayılabilir. Tablo gibi duran bu ortamda sıcaklığı ve içinin ısınmasını konforda arayan şehir insanına inat, her canlı muhtemelen iç huzuru denilen duyguyu adını koymaksızın iliklerine kadar yaşıyor olsa gerek, diye düşünmeden edemiyor insan.

Evet, adı konmaksızın yaşanıyor burada çoğu duygu. Güneşin doğuşunu sisli tepelerin ardından izlemek de, aksi yöndeki dağların ardına çekip giderken batışına tanıklık etmek de hayatın olağan akışına karşılık geliyor bu yerdekiler için. Sobada yanan odunun çıtırtıları eşliğinde içilen akşam çayları, kapı aralanır aralanmaz yüze vuran bol oksijenli ayaz ya da açık havalarda gökyüzündeki yıldız şenliği, biz şehirlilerin sıkıcı hayatlarında karşılaşma ihtimalinin bulunmadığı güzellikler arasında. Ve bu güzellikler iç sıkılmasına, buz gibi hissetmelere, hayatın anlamsız gelen kesitlerine bilinen en iyi psikiyatrlardan daha fazla fayda sağlıyor her zaman.

Mesela yaşamını burada geçiren birisi için kısır işyeri çatışmaları da, yetiştirilemeyen işler de anlaşılır şeyler sayılmaz. Hele bunların ifadesinde kullanılan ve şimdilerde plaza dili olarak adlandırılan kelime öbekleri, bir yabancı turistin söylediklerinden daha yakın olamaz şu koca çınarın altında soluklanan teyzeye. Burada yılların imbiğinden süzülmüş bir zaman makinası işleri sıraya koymuştur. Biri diğerinin ne zamanını alır ne de önceliğini.

İyi bir kahve içmeden afyonum patlamıyor diyenlerdenseniz buralarda sizi anlayan çıkmaz, bunu peşinen kabullenmeniz gerekir. Gün doğmadan aralanan gözler için herhangi bir uyarıcı maddeye ihtiyaç olmaz, mevsime uygun bir sıcaklıktaki bol oksijen bu işi rahatlıkla görür. Mütevekkil insanların diyarıdır bu dağlar, hikmetinden sual olunmaz, böyle yaratılmıştır der, geçilir dünya gailesi için.

Ayşe teyze, Fatma bacı, Ahmet Amca, Mehmet Dayı… Abi, kardeş, enişte… Çalışmak üzerine kurulmuştur dünyaları. Pazar uykusu, hafta sonu kahvaltısı, resmi tatil kaçamağı gibi şehirlilere özgü ritüellere yer bulmak neredeyse imkânsızdır, güneşe bakan şu yamacın insanlarına. Eğlence, bir yandan çalışırken yaşanır, kimi zaman yalın ve de yanık bir türküden ibaret olarak kalır buralarda.

Mutluluk da son derece yalındır, sözüm ona bu taşra elinde. Nerenin taşrası ise artık? Oysa hayatın orta yeri burası. Önce nefes aldığına şükredip mutlu olmak, sonra yapılması gerekenleri bir bir yapıp rahatlamak öyle her yerde olmaz. Sevmek, sevilmek ve güvenmek mutluluğun kilit taşı değil midir? Tekmili birden burada işte, eksik olan ne?

Konforlu yaşamlarımızda sürekli hissettiğimiz eksiklik duygusu ve giderildikçe yenileri ortaya çıkan ihtiyaçlar… Hırslar, öfkeler, yetinme duygusunun yitimi. Kıskançlıklar, histeri ve tüm bunları bastırmak üzere kurgulanan ayak oyunları. Maslow’un kulakları çınlasın, meşhur hiyerarşisi burada da hüküm sürüyordur belki ama o meşum piramidinde ciddi aşınmalar olduğu rahatlıkla söylenebilir.

İhtiyaç olarak addettiğimiz ve sahibi olmak için yola çıkıp kölesi haline geldiğimiz her şeyin derin bir sessizliğe gömüldüğü topraklarda olmanın paha biçilmez lezzeti hâkim bu kadim coğrafyaya. Ekmeğini de sığınacağı evin duvarını da bu toprakların verimli bağrından elde eden insanların irfan sahibi olgunluğuna selam olsun. Tanımakla mutlu olduğum ve tanımadığıma hayıflandığım neslimin her bireyinin ayak izlerini aramak diyebileceğim bu adımları çoğaltabilmek ümidiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.