KIŞ SABAHINDA GÜNEŞ

KIŞ SABAHINDA GÜNEŞ

Bir kış sabahına merhaba derken yeryüzünün bir yerinde, güneş söze başlar en sıcak sesiyle. Gülümseyerek günaydın der, gözlerini açana da henüz açmamış olana da. Ellerini uzatır, yatanların yorganlarını aralar hafifçe. Perdesi aralanmış pencereden dudakları uzanır güneşin, bir sıcak buse kondurur uyku mahmuru gözlere. Kış sabahında sıcak güneşin öpücüğü ile güne uyanmak, yüzlere mutluluk ifadesi olarak yansır. Kalkıp perdeyi iyice açmak gelir insanın içinden. Köşe bucak her yere ulaşsın istenir bu sıcaklık.

Denizin üzerine gümüşi bir yorgan örter, kimi yeri kızıla boyanmış, kimi yeri altın sarısına bulanmış. Bazısı siyah bazısı kurşuni gemiler sessizce yırtar bu yorganı, ilerlemek uğruna. Bir kayığın küreklerini çeken adam ne kürekleriyle çıkardığı sesin farkındadır, ne de güneşin denizdeki örtüsünü deldiğinin. Kuşun kanadına, ağacın dalına yaprağına renk gelir onunla. Yalnız insanlar değil, yaşam uyanır yeniden. Kumruların uzaklardan gelen sesi de belki güneşe serenattır.

Akdeniz’de, kış sabahında güneşi ağırlamak vardır kahvaltıda. Varlığına alışılmıştır, yokluğunda aranır. Kekikli, karabiberli, limonlu zeytinyağına kızarmış ekmek banmak vardır karşılıklı. Kırmızı domatesi yeşil taze maydanozun süslediği bembeyaz bir çökelek salatası, berrak yeşil zeytinyağıyla rekabet halindedir. Güneşin altındaki sabah serinliği gözlerini de iştahını da açar insanın. Birer bardak çay daha içilmelidir kahvaltıdan sonra, bardaktan çıkan buharı denizin buğusuna karıştırarak.

Bu kış sabahında sıcacık güneş midir şimdi kahvaltıda eşlik eden? Yoksa güneş, asıl olanın yerine mi oturtulur? Sıcaklığı tamam da güneşin, o her an aranan gözler, eller nasıl bulunur?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.