MUTLULUK

MUTLULUK

Uzaklara dalıp giden gözlerinde sevinçli bir hüzün var sanki adamın. Üzgün olmaya üzgün değil ama öyle pür neşe bir hali de yok. Sakin, soluk mavi denizde tekdüze bir gürültü eşliğinde ilerleyen teknenin iskele tarafında sırtını duvara dayamış, bir ayağı babanın üzerinde, elindeki sigaradan savrulan dumanın peşine düşüyor gözleriyle.

Baş ve orta parmağının arasından fırlattığı izmarit rüzgârın dümen suyunda düşüyor denize. Aynı yüz ifadesini muhafaza ederek dönüyor diğerlerinin yanına adam. Herkes kendince bir şeyler anlatıyor, o da katılıyor konuşmalara, söylemesi gerekenleri söylüyor yeri gelince. Ama o kadar. Söylemesi gerekenlerden fazlasını istese de söyleyemiyor çoğu zaman olduğu gibi. Ruhunun derinliklerinde inşa ettiği bir hücrede tutuyor bazı kelimeleri sürekli.

Sevinçli, evet, ama işte o hücreye kilitlenmiş kelimelerden sızan hüzün durgunlaştırıyor zaman zaman. Kimi zaman gözleri dalıp gidiyor uzaklara, kimi zaman da koyu bir halsizlik gibi bedenini sarıyor hücreden sızanlar.

Tüm bunlar gözlerinin içi gülerken oluyor üstelik. Gözleri çakmak çakmak parlarken oluyor. Mutluluk sarhoşu olarak nitelerken kendini çıkıp geliyor bütün bunlar.

Öyle anlar oluyor ki, kendini alabildiğine mutlu hissederken aynı anda kösele bir ayakkabı ile buzla kaplı dik bir yoldan aşağı inmeye çalıştığını düşünüyor. Ayağını bastığı her noktayı özenle seçmekten, seçtiğini düşünse de kayıp düşme tehlikesi atlatmaktan bacaklarının, sırtının, belinin tutulduğunu hissediyor. Ama mutluluk hissi değişmiyor içinde. Şanslı, hem de çok şanslı olduğu fikri bir an bile gölgelenmiyor.

Başında dönüp duran martılara takılıyor gözleri iskeleye yanaşırken. Sanki göz göze geliyorlar bir tanesiyle. Gülümsüyor martıya. Bir çığlığın ardından pike yapıyor suya martı, gülümsemeden ne anladıysa…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.