ÖZLEMEK

ÖZLEMEK

Gece yarısına yaklaşırken saat, yokluğunu iliklerinizde hissettiğiniz, eksikliğinin zehirli, acı sularını, damarlarınızda bütün bedeninizi dolaşırken bulduğunuz birisi var mı? Böyle bir yoklukla geçirdiğiniz saatler birbirine eklenip uzarken, acının içinizde sürekli daha derinlere ulaştığını duyar mısınız? Hep aradığınız, her an yanı başınızda olmasını düşündüğünüz, yanınızda olduğunda yaşadıklarınız tarifsiz mutluluklar iken, zehirli bir sarmaşık gibi bütün bedeninizi saran bu yokluk çok zor olmalı sizin için de.

Yüzüne bakmak, gözlerinde dünyanın renklerini görmek, tarifi imkansız güzellikler sunmakta iken, ellerini tutmak, sarılmak, alıp bulutlara götürürken, bulutlardan bakarken yeryüzüne, kanatlanıp uçmak olmalı varlığıyla geçen böylesi saatler.

Varlığıyla bulutlarda gezerken, sesiyle şenlenen gönülden yayılan aks-i seda, yeryüzünde kulakları çınlatır. Sustuğunda, konuşmadığında, sesi uzaklaştığında, gönlün yaşam kaynağı kurur adeta.

Şöyle arkanıza yaslanıp iyice bir düşünün. Yüzüne, gözlerine bakan gözleriniz, bir benzeri daha olmayan mutluluklar taşımaz mı içinize? Gözleriniz de en az sizin kadar mutlu olmaz mı, bu güzelliğe tanıklık ediyor olmaktan? Bilmez mi ki gözleriniz, böyle bir mutluluk yok. Böyle bir mutluluğu yaşamak her zaman olacak iş değil. Tadını çıkarmaz mı bu güzelliğin?

Ellerini tuttuğunuzda, sarıldığınızda, hissettikleriniz, yeni keşifler yapmanın hazzıdır. Tutulan bir elin sadece bir el olmaktan çıktığı, bir eli tutmakla bir yüreği tutuyor olmanın eşitlendiği anlardır, elin tutulduğu zamanlar. Sarıldığınızda, içinizde fırtınalar kopar. Dizginlerin zaptetmediği, üzerinde tutunmanın imkansız olduğu bir küheylanın yeleleri uçuşur bu fırtınada. Fırtına, yüzünüzü okşar, saçlarınız kökünden sökülecek gibi dalgalanır. Yerden kesilir sonra ayaklar, fırtınanın büyüsüne kapılıp yükselirsiniz gökyüzüne. Gittikçe uzaklaşır dünya. Kaygılar, hüzünler, kederler, yükseldikçe uzaklaşır. Küçülür… Küçülür… Küçülür… Ve kaybolur. Yeryüzünün kavramları yeryüzünde kalır. Yukarıda aşk var, yukarıda aşkın büyüsü var, yukarıda bulutların arasında gizlenmiş aşkın ateşi var.

Gitmesi, uzaklaşması, ayrı yerlerde olmak, o eşsiz geziler yapılan, mutluluk sarhoşluğunda dolaşılan bulutlardan paraşütsüz düşmek olur. Aniden yere çakılırsınız. Parıldayan yıldızlar sönüverir aniden. Bir yandan düşerken, bir yandan da, aşkı, aşkın büyüsünü, aşkın ateşini apar topar içinize doldurmaya çalışırsınız. Bulutlardan eli boş dönmemeliyim dersiniz. Yeryüzüne taşımalıyım yukarıdaki güzellikleri telaşıyla dolar içiniz.

Yoktur artık yanınızda, düşerken bulutlardan yanınızda getirdikleriniz vardır içinizde. Çıkarıp çıkarıp, onlara bakarsınız gecenin bu vaktinde. Tam da gece yarısını gösterirken yeryüzünün saati, bir başka saat sisteminde onunla birlikte olduğunuzu düşünürsünüz. Yatmak istemezsiniz, yattığınızda bedeniniz, onun yokluğuna bulanmış yatağa girmeyi istemez. Sıcaklığının olmadığı, beyninize kazınmış kokusunun yastığa sinmediği bir yatağı istemezsiniz bu gece. Nefesinin, boynunuzdan başlayıp her yanınıza yayılan ürpertilerinin olmadığı, saçlarının yüzünüze dokunduğunu hissetmeyeceğiniz bir yatak istemezsiniz bu gece. Uykusunu izlerken, yüzünün uyurkenki halini takip ederken, kendiliğinden dalıverecek gözlerinizi, bu gece yokluğuyla kapatmak istemezsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.