SEVMEK…

SEVMEK…

Sevmek ve sevdiğini gözünden bile sakınmak… Onun sevinciyle sevinebilmek, mutluluğunun senin ayaklarını yerden kesebilmesi. Mutluluğunu sağlayabilmenin hazzı ile üzüntüsünü yok edememenin kederi içinde gidip gelmeler. Küçücük bir üzüntüsünün kederlere boğması seni. İncecik buzdan rengarenk bir gül gibi varsayıp onu, kırılmasın erimesin diye üzerine titremek. Dokununca kırılacağını, üzüldüğünde eriyeceğini sanmak. Her şeyden ayrı tutmak, onu yere göğe koyamamak. Ve bütün bunları yaparken kırmak onu.

Onun da seni düşündüğünü bilmek ve daha da heyecanlanmak bunları yaşarken. Merak etmek yokluğunda, varlığında rahatlamak. Göreceğinde heyecanlanmak, ayrılık vakti geldiğinde hüzünlenmek. Zamanın yetmemesi, uzaktan görmenin, kalabalık buluşmaların kesmemesi. Erken sabahlardaki karşılaşmalarda gülümsemesinin verdiği mutluluk ve güzel bir gün olacak diye düşünüş. Yada göremediğin sabahlardaki meraklı arayış.

Sakınmak herkesten, bencilce de olsa gizlemek onu gözlerden köşe bucak. Hatta sadece onu değil, kendini de kapatıp birlikte kaybolmak gözlerden. Uçmak bulutların üzerinde birlikte, ya da denizlerin altında gözlerden uzak bir başka dünyada yaşayabilmek. Yada bir ıssız adada olmak yıllarca. En gözden uzak yıldızlara yolculuk yapmak gönlünce.

Kıskanmak delicesine ama bunu her zaman ifade edememek. Ya da ifade edecek uygun bir dil bulamamak. Kıskançlığını kendi içinde yaşamak. Ve yaşadıklarınla hesaplaşmaya çalışmak içinden gizli gizli. Bazen hesaplaşmak bazen de hesaplaşamamak.

Sevmek delicesine, başka bir şey düşünememek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.