YAĞMUR VE AŞK

YAĞMUR VE AŞK

Yağmurlu bir sabahın gri yüzünde başladı gün. Dünyayı kızıla ve diğer renklere boyayan güneşin izin günü olmalı. Denizin mavi rengi bile daha farklı bugün. Gri bir yorganı üzerine çekmiş, ıslanmaktan memnun yağmurun tadını çıkarıyor.

Yol kenarındaki ağaçlar da yağmurdan memnun, altından yürüyenler de. Kimi şemsiyesini açmış salınarak gidiyor, kimi de yakasını kaldırdığı giysisiyle hızlı adımlarla ilerliyor.

Ne zaman yağmur yağsa kendimi çinko çatılı bir dağ evinde bulurum. Derme çatma eski bir ev. Çinko çatının altında ahşap tavan. Yağmurun sesini ıslatmadan duyuran bir yapı.

Bir teneke soba var odanın orta yerinde. Önden kapaklı ve yaldız boyalı. Üzerinde üstten mafsallı sapıyla mavi emayeden bir çaydanlık. İçerideki sesleri anlatmak isterim şimdi size.

Yağmurun çatıya vururken çıkardığı sese eşlik eden hafif, belli belirsiz rüzgar sesi. Hatta belki de ucu çatıya uzanmış bir dalın rüzgarla oynaşarak çatıya sürtünmesi ile çıkan sesten de söz etmek gerekir. Duruma göre bazen ürkütür insanı bu sesler. Ama çoğunlukla yaşadığını fark ettirir insana.

Sonra teneke sobada yanan odunun çıtırtılarına karışan kaynayan çaydanlığın çıkardığı inler gibi ses. Alevi azalır sobanın, o az önceki sesler kaybolmaya yüz tutar, kapağı açıp birkaç odun ilave edince önce çıtırtılar sonra da çaydanlığın sesi yeniden odaya yayılır.

Ama asıl güzel olanı nedir bilir misiniz? Tüm bu seslere anlam, güzellik katan ses, yanınızda bulunan çok sevdiğiniz bir nefesin sesidir. Yüzünüze vurur kimi zaman nefesi, kimi zaman da boynunuza vurup sizi bir hayal alemine taşır. Soba mı ısıtır sizi yoksa bu nefes mi ayırt edemezsiniz. Boynunuza yaslanmış bir muhteşem sıcaklıktan çıkan nefes sesi konuşmanızı, başka ses çıkarmanızı yasaklar size. Kulak kesilirsiniz bir anını kaçırmamak için.

Pencerenin önüne yaklaşırsınız boynunuzdaki sıcaklıkla, camın buğusunu perdenin ucuyla silip, yağmurla yıkanmış ağaçlara dalar gözünüz. Aynı yere, aynı noktaya bakmanın güzelliği yayılır içinize. Birbirini seven iki gözün bakmasıdır bu. Aynı bedende dört göz bakar adeta o pencereden dünyaya.

Yemyeşil çam ağacına da yapraklarını dökmüş ceviz ağacının ıslak gövdesine de aynı gözlerle bakılır. Pencerenin önüne konan kuş bile gıpta eder içeriye, içeridekilere.

Yağmur da, rüzgar da ve hatta dağ ve ev de bahane. Mutluluk üzerinize vuran sıcak bir nefeste.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.